Şeker Ve Kalp hastaları oruç tutabilir mi? Kimler oruç tutmamalı..

Ramazan ayının yaklaşması ile akıllara birçok soru işaretleri geliyor. Bunların başında ise hasta olan ve devamlı ilaç kullanmakta olan hastaların oruç tutup tutamayacağı konusu. Kimi din adamlarına göre tutulabilirken, kimine göre ise tutulması kesinlikle yasaktır ve sağlığı daha da olumsuz etkilemektedir. Peki en çok merak edilen konulardan biri olan şeker,kalp,tansiyon ve mide rahatsızlığı olan ve devamlı ilaç kullanmak zorunda olan hastalar oruç tutabilir mi? Oruç tutan hastaların ilaçlarını geç vakitte almasında herhangi bir sakınca var mı? Geç vakitte alınan ilaç hastalığa etki eder mi ve bunun gibi birçok sorunun cevapları ise haberimizin detaylarında..

Şeker Ve Kalp hastaları oruç tutabilir mi? Kimler oruç tutmamalı..
Bu içerik 1374 kez okundu.

Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Demir, yaklaşan Ramazan ayı öncesinde şeker ve kalp hastalarını uyardı, oruç tutacak olanlara tavsiyelerde bulundu.


Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Demir’den şeker ve kalp hastalarına önemli uyarılar geldi. Demir, sıcak aylara denk gelen Ramazan’da oruç tutacakların mutlaka iftardan sahura kadar bol sıvı tüketmesi gerektiğini söyledi.
Ramazan ayının bereket ayı olduğunu hatırlatan Demir, “Dinimize göre Ramazan Orucu farz olup özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Ancak dinen geçerli bir mazeret durumunda oruç kazaya bırakılabilir. Dinimizce çok önemli bir yükümlülük olan oruç ibadetinin sağlık yönünden yerine getirilmemesini veya kazaya bırakılmasını gerektiren durumlar vardır.

Sağlıklı bireylerde tutulan orucun yararlı olabileceğini gösteren çalışmalar vardır. Oruç tutanlarda damar sertliğinin az olduğunu, insülin duyarlılığının arttığını, pıhtılaşma mekanizmaları, kolesterol gibi maddeler üzerinde olumlu yönde değişimler olduğuna dair veriler mevcuttur” dedi.


Bazı kronik hastaların oruç tutmalarının sağlık yönünde ciddi sakıncaları olduğunu belirten İbrahim Demir, “Bu grupta yer alan en sık ve en önemli hastalık halleri kalp ve şeker hastalıklarıdır. Herhangi bir nedenle ilaç tedavisi altında olan tüm hastaların oruç tutup tutamayacakları konusunda kendi doktorlarına müracaat ederek ramazan öncesi durumlarının değerlendirilmesini ve doktor tavsiyelerini almaları önemlidir. Kalp hastası, hastalığın türüne, ağırlığına, kişinin durumuna göre değişir.

Ramazanda oruç tutabilecek kalp hastaları da vardır, kesinlikle tutmaması gerekenler de. Kalp hastalarının bir kısmı oruç tutabilirken bir kısmının ise oruç tutmaları son derece sakıncalıdır. Koroner kalp hastalarında orucu sıkıntılı hale getiren en önemli unsur aslında bilinçsizce iftarda hızlı bir şekilde aşırı ve yağlı yemeklerin yenmesidir. Bu şekilde orucunu açan kişilerde aşırı yemek ile kalbin üzerine sindirim sisteminin yoğun çalışmasına bağlı binen yük kalp krizlerine yol açabilmekte. Bu nedenle oruç tutmayı düşünen kalp hastalarında öncelikle orucu nasıl açacakları, ne tür besinleri ne oranda ve hangi sürede tüketecekleri doktorları tarafından açıklanmalıdır” diye konuştu.

“İLAÇ KULLANIMININ ORUÇ KONUSUNDA SINIRLAYICI TARAFLARI VAR”
İlaç kullanımının da oruç konusunda sınırlayıcı tarafları bulunduğunu, günde iki defadan fazla ilaç kullanması gereken hastaların oruç tutmasının mümkün olamayacağını söyleyen Demir; " Oruç nedeniyle atlanan ilaç dozları kişinin sağlığının bozulmasına veya hastalığının ilerlemesine neden olabilir. Özellikle kalp yetmezliği olan hastaların, kalp kapak ameliyatı geçirmiş ve çoklu ilaç alan hastaların oruç tutmaları sakıncalıdır. Bununla birlikte kalp rahatsızlığı var ancak günde tek doz ilaç kullanan hastalar bu ilaç saatlerini iftar ve sahur olarak ayarlayarak, uygun diyet düzenlemesi ile oruçlarını tutabilirler. Yüksek tansiyonu olup günde tek doz veya iki doz ilaç alan hastalarda yine ilaçlarını iftar ve sahur saatlerinde alarak oruçlarını tutabilirler.”
ŞEKER HASTALARINA ÖNEMLİ UYARI
Şeker hastalarının da Ramazan ayında dikkat etmesi gereken hususlar olduğuna işaret eden Prof. Dr. İbrahim Demir, “Şeker hastalarına 3 ana, 3 ara öğün olmak üzere günde 6 öğün tavsiyemiz var. Şeker hastalarının almış olduğu ilaç dozlarına göre değişiyor. Mesela tek bir ilaç kullanmak gerekiyorsa etkilenmeyecektir ama birkaç ilaç kullanmak zorunda olan, hatta insülin kullanmak zorunda kalan şeker hastalarımızın çok daha fazla dikkat etmesi gerekiyor. Uzun açlıklarda kan şeker regülasyonu daha da bozulacağından organizmaya olan olumsuz etkisinin hızlanması kaçınılmaz. Aynı şekilde uzun açlık sonrası yenen yoğun yemeklerde de birden bire artan kan şeker düzeyi nedeni ile hastaların şeker komasına girdiklerini de görmekteyiz” dedi.

Hastalıktan dolayı oruç tutmayanlar orucun bedeli olarak fidye vermekle yükümlüdür.Hasta olmak ve ilaç kullanmak oruç tutmamak için bir özür değildir.Özür olan hastalığın orç tutacak kimseye verdiği zorluk ve meşakkattir.Doktorun sen oruç tutamazsın demesi de mazeret olmamalıdır.

Ancak bu durumda hasta olan kimse kendini iyice bir tartmalıdır.Eğer ramazanda günler uzun olduğu için oruç tutamıyorsa ,kış gibi günlerin kısa olduğu vakitte oruçlarını kaza edebilir.Ayrıca günde birden fazla ilaç alması gerektiği için oruç tutmuyorsa yine uzun olan kış gecelerine ilaç saatini yayarak ilçlarını içebilir ve kendni zorlamadan ara ara oruçlarını tutarak kaza edebilir.

Ancak buna rağmen oruç tutamayacak durumda ise,o zaman oruca bedel fidye vermesi icap eder.fidye ise her bir gün için bir fitre parası kadardır.Nasılki orucu kaza ederken peşpeşe tutmak şart değilse,maddi imkan sıkıntısından fidye miktarının hepsini birden veremeyen kimse,bunu aylara bölerek her ay üç yada dört günün fidyesini ödese bir sene içinde fidyenin tamamını ödemeye muktedir olabilir.

 

Kronik Hastaların Oruç Tutması Sakıncalı Mı?

Oruç, uzmanlar tarafından sağlıklı kişilerde midenin dinlenmesi ve vücutta detoks etkisi yapması nedeniyle yararlı bulunurken; hastalar için ise bazı sağlık problemlerini beraberinde getirmesi nedeniyle önerilmiyor. Ramazan ayı süresince yaşlı ve hamilelerin yanı sıra kalp, hipertansiyon, şeker hastalığı, ülser ve ruhsal problemler gibi kronik hastalığı bulunanların oruç tutmaları sakıncalı olduğu belirtiliyor.

Memorial Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü uzmanları, kronik hastalara oruç ile ilgili uyarılarda bulundu.

Kimler oruç tutmamalı?

Hastalık, insanın hayati fonksiyonlarının düzenli bir şekilde devam etmemesi veya etraftan gelen uyarılara cevapta yetersiz kalma halidir. Hastalık, oldukça ciddi ve tedavi gerektiren bir durum olabileceği gibi basit bir rahatsızlık da olabilir. Ramazan ayı süresince özellikle kalp, hipertansiyon, şeker hastalığı, ülser ve ruhsal problemler gibi kronik hastalığı bulunanların oruç tutmaları sakıncalıdır. Ramazan ayı süresince ağır yiyeceklerin tüketilmemesi, bol sıvı alınması ve ağır sporların yapılmaması gerekir.

Ramazan ayında bazı özel durumu olanların da oruç tutması sakıncalıdır. ''Parkinson, Alzheimer, sara, psikiyatrik bozukluk, kanser, kronik böbrek yetmezliği olanlar, yaşlı ve vücutça düşkün kişiler, düzenli olarak ilaç kullanması gerekenler, ameliyatlı veya ameliyatın dinlenme döneminde bulunanlar, hamile veya çocuk emzirenlerin de oruç tutması sakıncalı olabilir.

Oruç tutulmasının sakıncalı olduğu hastalıklar şöyle özetlenebilir:

Tedavisi zor ya da ciddi bir hastalık sebebiyle bir ameliyat geçirmiş ve mutlaka beslenmesi gereken hastalıklar. Bu gruba tüm kanserli ve önemli ameliyat geçirmiş hastalar dahil edilebilir.
Devamlı ilaç kullanmayı gerektiren ağır kalp, böbrek, karaciğer hastaları, ağır şeker hastalığı olan kimseler.
Şiddetli ağrılı hastalıkları sebebiyle ilaç kullanması gereken kimseler, ülser hastalığı ve diğer sancılı hastalıkları olanlar
Mevcut bir hastalığın oruç sebebiyle daha ağırlaşabileceği ya da sıhhatin bozulacağından endişe edilen hastalıklar, (Tüberküloz ve diğer ateşli hastalıklar gibi)
Şeker hastaları ve oruç: Şeker hastalığında beslenme biçimi çok büyük bir önem taşır. Şeker hastalığı olanların 3 ana ve 3 ara öğün olarak beslenmesi yani sık sık yemek yemesi gerekir. Oysa şeker hastası olanlar oruç tutarken, tedavide olması gerekenin aksine akşama kadar aç kalırlar ve şekerleri düşer. İftarda yenen yemeklerle vücuda fazla miktarda glikoz kaynağı girdiğinden şeker normal düzeyinin çok üstüne çıkar. Şeker hastalığının tedavisinde vücuda çok fazla şeker kaynağı sokmamak ve pankreası zor durumda bırakmamak gerekir.

Tokluk kan şekeri yüksekliği, kalp hastalıkları riskini de artırır. Şeker hastalarının kanında çok miktarda bulunan şekerin damar sertliğine neden olması nedeniyle kalbe gelen kan miktarı azalır. Bunun sonucu olarak göğüs ağrısı, kalp krizi veya ani kardiyak ölümler ortaya çıkabilir. Öğünlerden iki saat sonra ortaya çıkan tokluk kan şekeri yüksekliği de bu riski arttırabilir.

Şeker hastalığı olmayan kişilerde yemekten sonra pankreasta üretilen insülin hormonu hızlı bir şekilde salgılanırken, şeker hastalarında, bu hızlı erken dönem insülin salgılanması kaybolur. Açlık kan şekeri normal olan kişilerde öğünlerden 2 saat sonra ölçülen kan şekeri yüksek olabilir ve gizli şeker bulunabilir. Sadece açlık kan şekeri kontrolü ve şeker hastalığı tanısında yetersiz olup, 100 hastadan 31’inin açlık kan şekerinin normal olmasına rağmen tokluk kan şekerine bakıldığında şeker hastası olduğu görülür.

Şeker hastalarını ilaç tedavisi ve diyeti kendi başına bırakması sakıncalıdır. İlaç ve insülin alan, hatta diyet yapan şeker hastalarının bunları kesinlikle aksatmaması gerekir. Çünkü bu ilaçların etki süreleri 8-12 saat arasında değişir ve hasta bu ilaçları almayı kendi başına bırakırsa kalp ve tansiyon hastalıkları riskini daha da artırır. Yaşam boyu süren, kronik bir hastalık olan şeker hastalığı, tanı konulduğu ilk dönemde kişilerde ruhsal ve sosyal sorunlar da yaratır. Dolayısıyla şeker hastalarının hormonal değişikliğe neden olan stresten uzak durmaları gerekir.

Ülserli hastalar ve oruç: Peptik ülser; mide veya oniki parmak bağırsağında (duodenum), bazen de yemek borusunda oluşan bir yaradır. En sık on iki parmak bağırsağının başlangıç kısmında ve midede görülür. Açlık ağrıları şeklinde veya özellikle gece uyandıran ve sırta yayılan karın ağrıları, yanma, kaynama, hazımsızlık, halsizlik şeklinde ortaya çıkabilir. Ağrılar midenin boş olduğu zamanlarda, öğün aralarında veya yemekten sonra belirginleşir. Birkaç dakika ya da birkaç saat devam edebilir. Açlık, özellikle 12 parmak bağırsağı ülserinin seyrini olumsuz yönde etkiler. Ramazan aylarında birçok kimsede ülser ağrılarında artma, kanama, ülserin delinmesi gibi sorunlar ortaya çıkar. Ülkemiz hastanelerinde, ramazan aylarında ülserin delinmesi veya ülser kanaması nedeniyle yatan hastaların sayısında belirgin bir artış gözlenir. Ülserli hastaların oruç tutmamaları doğru olur ya da özel veya ciddi önlemlerin alınması gerekir.

Hipertansiyonlu hastalar ve oruç: Oruç tutan hipertansiyon hastalarının tedavilerine dikkat etmemeleri durumunda önemli sorunlarla karşılaşabilirler. Ramazan ayının başlaması nedeniyle oruç tutan hipertansiyon hastaları oruç tutmaya başlamadan önce mutlaka doktorlarına başvurmaları gerekir. Doktoru tarafından oruç tutmalarına izin verilen hipertansiyon hastalarının iftarda aşırı yemek yememeye dikkat etmeleri şarttır. Ramazan ayının ilk günlerinde yüksek tansiyona bağlı sağlık sorunları daha sıktır. Hipertansiyon hastalarının ilaçlarını aksatmadan kullanmaları gerekir. ''Ramazan ayında oruç tutan hipertansiyon hastaları tedavilerine dikkat etmezlerse önemli sorunlarla karşılaşabilirler. İlaçların iftarda mı, sahurda mı alınması gerektiği mutlaka doktora sorulmalıdır.

Kalp hastaları ve oruç: Ramazan ayının yaz aylarına rastladığı dönemlerde hem oruç tutulan süre daha uzun sürmekte, hem de sıcaklık nedeniyle terlemenin artması sonucu sıvı kayıpları artmaktadır. Vücudumuzun bu değişen düzene uyum sağlaması bazen üç haftayı bulmaktadır. Bu durum özellikle kalp hastalarının tedavisinde bazı zorluklara yol açar ve ilaç alım saatlerinin yeniden düzenlenmesini gerektirir. Günümüzde birçok kalp ilacı günde tek doz veya iki dozda kullanabilmektedir. Bu nedenle oruç tutmayı düşünen hastalar mümkünse Ramazan başlamadan kendilerini takip eden doktor ile görüşerek en uygun ilaç kullanım şeklini oluşturmaları gerekir. Ciddi kalp yetersizliği olan hastaların tedavileri bazen iftar ve sahur arasına sınırlanamaz. Bu grup hastalar doktorlarının önerileri çerçevesinde hareket etmeli ve eğer doktoru izin vermiyorsa oruç tutmamaları gerekir. Çünkü bu grup hastaların iyilik hali ancak düzenli kullandıkları ilaçlarla sağlanabilmektedir.

Böbrek hastaları ve oruç: Böbrek yetersizliğinde en kesin tedavi bol su içilmesi olduğundan, böbrek hastalarının oruç tutmaları sakıncalıdır. Böbrek yetersizliği olanların oruç tutmaları halinde yetersizlik daha da ilerler. Ramazan ayında böbrek hastaları, iftar ile sahur arasındaki dönemde su açıklarını kapatamadıklarından, hastalığının farkında olmayan birçok kişi, ramazan sonrası böbrek yetersizliği nedeniyle doktora başvurur. Diğer taraftan böbrek taşı olan hastaların susuz kaldığı dönemlerde şikayetleri artabileceğinden dikkatli olmaları gerkmektedir.

Psikiyatri hastaları ve oruç: Şeker, tansiyon, kalp ve diğer organik hastalıkların yanı sıra, psikiyatrik hastalığı olanlarında oruç tutması uygun değildir. Ağır depresyonlarda, panik ataklarda ve sürekli kaygı bozukluklarında da oruç tutmak gerekmez. Kişi mutlaka oruç tutmak istiyorsa bunu devamlı gittiği doktoruna danışmalıdır. Doktor müsaade etmiyorsa tutmamalıdır.

Her sene Ramazan ayında hastalarımızın birçoğu oruç tutup tutamayacaklarını sorarlar. Psikolojik tedavi gören insanların bir kısmının kullandığı ilaçların kanda çok dengeli olması gerekir. Mesela “manik depsesif ” rahatsızlıkta sürekli ilacı kullanması gerekir. Bu hastalık nöbet nöbet bazen depresyon bazen manik atakla tekrarladığından devamlı ilaç almak gerekir. Diğer taraftan hem epilepsi (sara) olan hem de psikiyatrik tedavi gören insanlarımızın da aksatmadan ilaç almaları gerekir. Oruçlu hastalarda metabolizma açlığa göre düzenlenir. Kandaki elektirolitler (sodyum, potasyum, kalsium.), bazı enzimlerin seviyeleri ve oranları değişir. Kullandıkları ilaçların etkileştiği proteinlerin miktarı değişebilir ve ilaçların kan seviyeleri bozulabilir. Bu nedenle bu hastaların oruç tutmaları uygun olmaz.

Ramazan ayında bazı kişiler alkolü birden bırakabilmektedirler. Bu kişilerin bir kısmında kesilme belirtileri olabilir. Titreme, terleme, sinirlilik, uykusuzluk, gerginlik gibi belirtilere ilave olarak ciddi nöbet ortaya çıkabilir (deliryum tremens ). Bu durumda kişinin bilinci bulanıklaşmakta, ciddi davranış ve uyum bozuklukları, epilepsi nöbetleri, halüsinasyonlar, koma belirtilerine varana kadar değişen durumlar ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle alkol sorunu olanların “geçmiş yıllarda ramazanda alkolü bıraktıkları halde, hiçbir şey olmasa dahi” bir doktor gözetiminde bunu yapmaları doğrudur. Çünkü, deliryum gelişmesi durumunda vakaların yüzde 10-15 ‘i ölümle sonuçlanabilir.

Kimler Oruç Tutmamalı..

Dr. Tolga Özyiğit, uzun süreli açlığın kalp hastaları üzerine bir takım olumsuz etkileri olduğunu belirterek, beslenmenin gün içinde kısıtlı bir zamana sıkıştırılmasının, fazla miktarda ve ağır yiyeceklerin yenmesinin ve ilaç kullanımının aksamasının bu olumsuzluklara neden olduğunu belirtti.

Özellikle yaz aylarında aşırı sıvı kaybına bağlı tansiyon düşüklüğünün de insan hayatını tehdit edebildiğine dikkati çeken Özyiğit, gece uykusunun bölünmesinin vücudun biyoritmini bozduğu ve bunun da kalp sağlığını olumsuz etkilediğiyle ilgili bazı teoriler bulunduğunu anımsattı.

Özyiğit, ''Durumu kontrol altında olan kalp hastaları, doktorları izin veriyorsa ilaçlarını aksatmamak, yeterli sıvı almak ve aşırı egzersizden sakınmak koşuluyla dikkatli bir şekilde oruç tutabilirler. Ancak kritik durumdaki kalp hastalarının oruç tutması kesinlikle önerilmemektedir.''

-''GÖZLE İLGİLİ TEDAVİLER DEVAMLILIK GEREKTİRİR''-
Prof. Dr. Hüsnü Güzel, yaptığı açıklamada, Diyanet İşleri Başkanlığının göz damlalarının orucu bozmadığına yönelik açıklamasını da hatırlatarak, periyodik göz muayenesi olması gereken ve göz damlası kullanan hastaların ramazan dolayısıyla tedavilerini ertelememesi gerektiğini ifade etti.

Güzel, şunları kaydetti:

''Göz, insan vücudunda kendi kendini yenileyemeyen tek organ. Bu nedenle hem erken teşhis hem de teşhis sonrası doğru ve sürekli tedavi, kritik önem taşıyor. Bu yüzden göz kesinlikle ihmale gelmez ve tedavisi devamlılık gerektirir. Hastalarımız muayenelerini ve ilaç tedavilerini Ramazan ayı nedeniyle ertelememelidir.''

-ORUÇ VE DİYABET-
Dr. Tahir Haytoğlu da diyabet (şeker) hastalarının, oruç tutup tutmamaya doktorlarıyla konuştuktan sonra karar vermeleri gerektiğini ifade etti.

''Tip 1'' diyabeti olanların, insüline bağımlı olduklarını, bu sebeple uzun süreli açlık dönemlerinin bu hastalar için tehlikeli olabileceğini belirten Haytoğlu, ancak modern insülin analoglarıyla yoğun insülin tedavisi alan veya insülin pompası kullanan hastaların tedavisinin, oruç tutabilecekleri şekilde düzenlenebileceğini anlattı.

'Tip 2' diyabeti olanların büyük bir kısmının insilin kullanımına ihtiyaç duymadığını, istenildiği takdirde ağızdan alınan ilaçların desteğinde, düzenli bir beslenme programıyla oruç tutulabileceklerini ifade eden Haytoğlu, diyabet hastalarının oruç tutmasına engel olabilecek unsurları; hipoglisemi (şeker oranının düşmesi), hiperglisemi (şeker oranının yükselmesi) olarak sıraladı.

Haytoğlu, hastaların şeker ölçümlerini yakından takip ederek hipoglisemik ataklardan kaçınmaları gerektiğini, hipoglisemi durumunda ise orucun bozulması gerekebildiğini kaydetti.

Diyabetli hastaların Ramazan ayında bir diyetisyen yardımıyla detaylı bir beslenme programı uygulamayabileceğini belirten Haytoğlu, sahur ve iftarın yanı sıra gece saat 10.00-11.00 arasında alınacak bir ara öğünle gün içerisindeki öğün sayısını üçe çıkarmayı, ekmek, hamur işi, pirinç pilavı, makarna, patates ve şekerli yiyecekleri kısıtlandırmayı, tek seferde büyük porsiyonlar şeklinde beslenmek yerine ölçülü porsiyonları tercih etmeyi önerdi.

-RAMAZAN AYINDA BESLENME-
Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Korkmaz da ramazanda beslenme alışkanlıklarında değişiklikler meydana geldiğini dile getirerek, bu ayda yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlayabilmenin önemine işaret etti.

Ramazanda öğün sayısının en az 3 olacak şekilde planlanmasını öneren Korkmaz, bu beslenme şekline dikkat etmeyen sağlıklı kişilerde bile zaman zaman sindirim zorlukları, mide ve bağırsaklarda aşırı gaz birikimi, ani tansiyon yükselmesi gibi rahatsızlıkların görülebileceğini kaydetti.

Sahur öğününün atlanmaması gerektiğini vurgulayan Korkmaz, sahurda sadece su içerek niyetlenmenin veya gece yatmadan önce sahur yapmanın son derece zararlı olduğuna işaret etti.

Bu tür beslenme tarzının, yaklaşık 12 saat olan açlığı, ortalama 18 saate çıkarttığını da ifade eden Korkmaz, bunun da açlık kan şekerinin daha erken saatlerde düşmesine ve günün verimsiz geçmesine neden olduğunu belirtti.

Sahurun ağır yemeklerden oluşması durumunda, gece metabolizma hızı düştüğü için yemeklerin yağa dönüşme hızının yükseldiğini ve bunun da kilo alımına neden olduğunu anlatan Korkmaz, şunları kaydetti:

''Sahura mutlaka kalkılmalı ve bu öğünde ya hafif bir kahvaltı yapılmalı ya da çorba, az yağlı yapılmış sebze ve zeytinyağlı yemeklerden oluşan bir öğün tercih edilmelidir. Bu arada gün içerisinde çok sıvı kaybedildiği için sıvı dengesini düzenlemek de son derece önemlidir. Günün ilk öğünü olan iftar, bir çorbayla açılmalı ve bir süre ara verildikten sonra yemeğe geçilmelidir. İftara peynir, zeytin gibi basit yiyeceklerle başlanarak, normal yemeğe bir süre sonra geçilmesi daha doğrudur. Başlangıç için beyne doygunluk hissi veren çorba en uygun yiyecektir. İftarda yavaş yavaş ve az miktarda yemek yenilmelidir. Dengeli olmak kaydıyla iftarla sahur arasına da mutlaka bir ara öğün eklenmelidir.''

Korkmaz, ağır, yağlı yemeklerle kızartmalardan kaçınılmasını, az ve sık beslenilmesini önerdi. 

Ramazan ayında en sık karşılaşılan sorunların, mide asidinin yemek borusuna kaçması olarak tanımlanan reflüyle kabızlık olduğuna işaret eden Korkmaz, reflüyü önlemek için kahve, kakao, çikolata gibi aşırı kafein alımından kaçınılması, yağlı yiyeceklerden uzak durulması ve yemeğin hemen ardında uykuya geçilmemesi gerektiğini de anlattı.

Korkmaz, oruç tutmanın bazen zayıflamak için bir alternatif olarak değerlendirildiğini, fakat bunun yanlış bir düşünce olduğunu vurgulayarak, gün boyu aç kalmanın metabolizmayı yavaşlattığını kaydetti. 

 

 

ramazanda hastalık ramazan bayramı ne zaman oruç ve sağlık kapl hastası ve oruç tansiyon ve oruç şeker hastalığı ve oruç tutmak haberi haberleri
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Beren Gökyıldız kimdir kaç yaşında? Anne dizisindeki Melek'in gerçek annesi kim?
Beren Gökyıldız kimdir kaç yaşında? Anne dizisindeki Melek'in gerçek annesi kim?
KPSS Sınav yerimi nasıl öğrenebilirim sınav giriş yerleri açıklandı mı (20 Kasım 2016)
KPSS Sınav yerimi nasıl öğrenebilirim sınav giriş yerleri açıklandı mı (20 Kasım 2016)