Davutoğlu'ndan flash açıklama.. Davutoğlu'nun önceki soyadı ne? Davutoğlu aslen nereli?

Başbakan Ahmet Davutoğlu bugün yaptığı konuşma ile gündeme bomba gibi düştü. Davutoğlu,anayasa değişiklik teklifinin görüşmeleri için TBMM'ye geliş anı merakla beklenen Başbakan Davutoğlu, çok sayıda milletvekili tarafından şeref kapısında karşılandı ve yaptığı konuşmanın hemen ardından eski soyadının ise 'Kalkan' olduğunun dile getirdi. Bir zamanlar Sol hareketle iç içe olan, 4 yaşında annesini kaybeden, Bilim adamı olmak isteyen Davutoğlu'nun hayat hikayesi haberimizin detayında sizlerle..

Davutoğlu'ndan flash açıklama.. Davutoğlu'nun  önceki soyadı ne? Davutoğlu aslen nereli?
Bu içerik 1887 kez okundu.

Davutoğlu önceki soyadını ilk kez açıkladı
Dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla ilgili anayasa değişiklik teklifinin görüşmeleri için TBMM'ye geliş anı merakla beklenen Başbakan Davutoğlu, çok sayıda milletvekili tarafından şeref kapısında karşılandı. Kuliste milletvekilleriyle oturmayı tercih eden Davutoğlu, siyaset dışı sohbette eskiden soyadlarının 'Kalkan' olduğunu söyledi.

Dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla ilgili Anayasa değişiklik teklifinin görüşmeleri için TBMM'ye geliş anı merakla beklenen Başbakan Ahmet Davutoğlu, çok sayıda milletvekili tarafından şeref kapısında karşılandı.

Hürriyet'in haberine göre Davutoğlu, genel kurul salonuna girmeden önce Meclis kulisinde bir süre oturdu. Davutoğlu'na bazı bakanlar, grup başkanvekilleri ve milletvekilleri eşlik etti. Davutoğlu, milletvekilleriyle sohbetinde Mücahit Arslan'a nüfus cüzdanındaki isminin Ali ihsan arslan olduğunu hatırlatarak, bunun nedeni sordu. Mücahit Arslan, “Ben Ankara doğumluyum ama aile kökeni olarak Diyarbakırlıyım. Bir Diyarbakırseyahatinde babam nüfusa kaydımı yaptırmak istiyor. Nüfus memuru 'Mücahit' isminin irticai bir isim olduğunu ve yazamayacağını söylüyor. Bunun üzerine babam dedemin ve kendisinin adlarını birleştirerek, nüfusa ismimi Ali İhsan olarak yazdırıyor. Tüm çevrem bana Mücahit diye hitap eder” dedi. Bebekken kulağına isminin “Mücahit” olarak okunduğunu söylemesi üzerine ise Davutoğlu, “O zaman asıl olan kulağına okunandır” dedi. Ekonomi Bakanı Mustafa Elitaş da yapılan mevzuat değişikliği ile isim değişikliklerinin kolaylaştığını hatırlatarak, “İsmini artık Mücait olarak değiştirebilirsin” dedi.

KALKAN NASIL DAVUTOĞLU OLDU?

Bu sohbet üzerine Başbakan Davutoğlu, kendi soyadlarının daha önce Kalkan olduğunu söyledi. Ailesine Taşkent'te Davutlar dendiğini ifade eden Davutoğlu, “Bizim ilk soyadımız 'Kalkan'dı. O zamanlar soyadında 'oğlu' ifadesinin kullanılması yasaklanmış. Ancak daha sonra yasak kalkınca babam rahmetli gidiyor, hemen soyadımızı değiştiriyor ve soyadımız Davutoğlu oluyor” diye konuştu.

Bu sohbetin ardından Ak Parti Diyarbakır İl Başkanı Muhammed Akar, Davutoğlu'nun yanına geldi. Hürriyet'te yer alan habere göre Davutoğlu, PKK'nın bomba yüklü aracı patlatması sonucu 13 köylünün yaşamını yitirmesi nedeniyle Akar'a başsağlığı diledi. Akar'a annesinin nasıl olduğunu soran Davutoğlu, yanındakilere, “Annesiyle telefonda konuştum. O Kürtçe konuşuyor. Ben Türkçe konuşuyorum. Kalbi olarak gönül dili ile anlaştık. Bana dua etti. Duanın dili olur mu? Rahmani dil ile anlaştık” dedi.

Ahmet Davutoğlu Kimdir? Hayat Hikayesi?


Ahmet Davutoğlu Kimdir? Ahmet Davutoğlu Türk mü? Ahmet Davutoğlu hangi üniversiteden mezun? ahmet davutoğlu kaç dil biliyor? Ahmet Davutoğlu'nun kaç çocuğu var? Ahmet Davutoğlu'nun eşinin mesleği nedir? Ahmet Davutoğlu'nun memleketi? Ahmet Davutoğlu'nun nereli? Ahmet Davutoğlu Konya'lı mı? Ahmet Davutoğlu nerenin milletvekili?


AK Parti yeni Genel Başkanı ve Türkiye'nin Başbakan adayı Ahmet Davutoğlu'nun yaşam öyküsü oldukça çarpıcı. Başbakanlık Başdanışmanlığından, Başbakanlığa uzanması beklenen yolu çocuk yaşlarda itibaren zorluklarla geçti. Davutoğlu, hastaneye yetiştirilemeyen annesi Memnune Hanım'ı kaybettiğinde henüz 4 yaşındaydı.

Ahmet Davutoğlu, Soğuk Savaş sonrasında Türkiye’nin izlemeye başladığı ‘yeni dış politika’nın hem mimarlığını hem mühendisliğini yaptı. Bu yeni dış politikayı Merkez Ülke, Çok Boyutlu ve Çok Kulvarlı İlişkiler, Özgürlük-Güvenlik Dengesi, Komşularla Sıfır Sorun, Ritmik Diplomasi gibi genel prensipler üzerinden yürüttü.
 
Başbakanlık koltuğuna oturmaya hazırlanan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun yaşam öyküsü oldukça çarpıcı. Başbakanlık Başdanışmanlığından, Başbakanlığa uzanması beklenen yolu çocuk yaşlarda itibaren zorluklarla geçti. Davutoğlu, hastaneye yetiştirilemeyen annesi Memnune Hanım'ı kaybettiğinde henüz 4 yaşındaydı.

Taşkent'te nakliye işleri ve kunduracılık ile uğraşan babası Mehmet Bey, kısa zamanda yeniden evlendi. Yeni eşi Sefure Hanım annesinin yokluğunu hissettirmemeye çalıştı. Ahmet Davutoğlu, bu 'ikinci anne'sini her zaman minnet ve şükranla andı. Onun hakkında konuşurken 'Beni ve kardeşlerimi hiçbir ayrım gözetmeden bir Anadolu terbiyesiyle büyüttü' diyordu. Ahmet Davutoğlu'nun doğan ilk kızına ikinci annesinin adını (Sefure) vermesi minnetinin bir ifadesiydi. Babası Mehmet Bey oğlunun işletme okumasını, işlerini ona devretmeyi düşlüyordu.

12 YAŞINDA YATILI OKULDA 

İkili bir kültürel yapısı vardı İstanbul Erkek Lisesi’nin. Cumhuriyetin ilk kuşağından Türk öğretmenlerden ders alıyor, güçlü bir tarih bilinci ile donanıyorlardı öğrenciler. Bir yandan da Almanca öğretmenlerden Batı kültürünü, asıl olarak da Alman kültürünü ve edebiyatını öğreniyorlardı. Yatılı okula 12 yaşında girdiği ilk günlerden itibaren klasikler ile yüzyüze gelmişti. Diğer öğrenciler gibi o da hemen Kafka’yı, Goethe’yi okumaya başlamıştı. Berthold Brecht’in eserlerini tanımıştı. Kitaplarda yeni bir dünya bulmuştu. İki cepheli bir yüzleşmeydi yaşadığı. Batı kültürünün temel eserlerini okumakla kalmıyor, Türk öğretmenlerinin teşvikiyle Türk edebiyatını hatmediyordu. Ahmet Hamdi’den Fuzuli’ye, Farabi’den Ahmet Cevdet’e kadar eserleriyle tanışmadığı isim kalmamıştı.

SOL HAREKETLE İÇ İÇEYDİ 
1970’ler, Türkiye’de çalkantılı yıllardı. Gençlik, daha çok sol siyasi hareketlerin etkisi altındaydı. İstanbul Erkek Lisesinde de rüzgarlar soldan esiyordu. Ahmet Davutoğlu da bu havanın dışında kalmadı. Marksist literatürün temel eserlerini de okudu. Stalin’in “Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm” kitabını okuduğu sırada orta üçteydi. Altını çizip, sayfaların kenarına notlar alarak dikkatle okuduğu kitabı, özenle saklayacaktı yıllarca. Yine de Marksist olmadı. Mekanik buldu bu ideolojiyi. Milli Türk Talebe Birliği gibi İslamcı gençlerin örgütlendikleri yapılanmaların da dışında kaldı. Zaman zaman konferanslara, gecelere gitse, kültür kulüplerine katılsa bile daha çok kendi çizgisinde yol alan bir gençti. Eğlenmeye, gezmeye zaman ayırdığı pek görülmezdi. Bazen futbol oynardı Mustafa Çam, Murat Ülker, Aydın Babuna ve Engin Işıksal’ın da aralarında bulunduğu sınıf arkadaşlarıyla. İyi bir oyuncuydu.

BİLİM ADAMI OLACAKTI

 Alman kültürüyle iç içe olan İstanbul Erkek Lisesi öğrencilerinin çoğunun hayallerini Almanya’ya gitmek, orada üniversite okumak süslerdi. Davutoğlu ise İstanbul’dan kopamazdı. Almanya’da okumayı kendi kültürüne yabancılaşma olarak görüyordu. 1977’de liseyi bitirdiğinde İstanbul’un tarihi ve kültürüyle, kökeniyle iyiden iyiye bütünleşmişti. Liseden sonra sosyal bilimler okumaya karar vermesi de tarihle yüzleşmede vardığı noktadan kaynaklanıyordu. Bilim adamı olmayı kafasına koymuştu. Hayat planının ilk adımı Boğaziçi Üniversitesi olacaktı. Fen bölümü mezunuydu ama sosyal bilimler okumaya kararlıydı.
 
4 YAŞINDA ANNESİNİ KAYBETTİ
Ailesinin gönlünden geçen ise farklıydı. Annesi, doktora zamanında yetiştiremedikleri için hayatını kaybetmişti. O zamanlar İstanbul gibi doktorun çok olduğu büyük bir kentte değil, Konya’nın Taşkent kasabasında oturuyorlardı. Memnune hanım öldüğünde, Ahmet, henüz dört yaşındaydı. 1959’da doğmuştu. Babası Mehmet Bey, Toroslar’ın zirvesinde tipik bir Türkmen kasabası olan Taşkent’te nakliye işleri, kunduracılık ile uğraşıyordu. Kısa zamanda yeniden evlendi. Babasının tek oğlu olan Ahmet, Sefure hanımı benimsedi. Ona hep “Anne” diye seslendi. Onu oğlu olarak gören Sefure hanım da Memnune hanımın ölümünü unutamadığı için Ahmet’in doktor olması hayalini kuruyordu.

Sare Davutoğlu'nun kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olduğu biliniyor. Sare Davutoğlu bir zamanlar Erdoğan'ın kızına da doğum yaptırdı.

Türkiye'nin yeni başbakan hanımı olmaya hazırlanan Sare Davutoğlu, tıp fakültesinde okurken Ahmet Davutoğlu ile tanışmış.

Evlendiklerinde ise Ahmet Bey Boğaziçi'nde yüksek lisans yapmaktaymış o yıllar.

30 yıllık evlilikleri boyunca en büyük destekçisinin eşi olduğunu söyleyen Sare Hanım, "Yıllardır İstanbul Bahçelievler'de, aynı evde oturuyoruz ama çok az uğrayabiliyor evine. Çocuklar da zaman zaman buna sitem ediyor" diyor. Hatta küçük kızı Hacer Bike'nin 5 yıl önce Başbakan Erdoğan'a, "Galiba babam belinde silahlı, kulağında kulaklık olan adamları daha çok görür. Bunu ona söylediğimde hiç sevemediğim bir şey söyler. Ne mi? Senin geleceğin için, der ve güler. Neyse yatacam, güle güle" diye bir mektup yazdığını anlatıyor. Sare Hanım, eşinin özellikle bulamaç ve bulgur çorbasını çok sevdiğini, peynirli yumurta pişirmekten de çok hoşlandığını söylüyor.


ERDOĞAN'IN KIZINA DA DOĞUM YAPTIRAN DOKTORDU

Türkiye Gazetesi'nden Ömer Faruk Ünal'ın haberine göre; Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olan Sare Davutoğlu, Bahçelievler'de çalışıyor. Başbakan Erdoğan'ın kız kardeşi Vesile İlden'in yakın arkadaşı olan Sare Hanım, Erdoğan'ın kızı Esra Albayrak'ın doğumunu da yaptıran doktor. Davutoğlu çiftinin, Sefure, Meymune, Hacer Bike ve Mehmet adında dört çocuğu var. En büyük kızı Sefure, Yıldız Holding'in kurucusu Sabri Ülker'in 3. torunu Ahmet Özokur ile ortanca kızı Meymune ise İstanbul Ticaret Odası Başkan Yardımcısı Dursun Topçu'nun oğlu Talha Topçu ile evli. Ahmet Davutoğlu resmen AK Parti'nin Genel Başkanı seçilip, görevi devralınca son üç Başbakan'ın hanımları başörtülü olmuş olacak.

BABASI İŞLETME OKUSUN İSTEDİ

Babası Mehmet Bey ise oğlunun işletme okumasını, işlerini ona devretmeyi düşlüyordu. Mehmet bey, ilk eşinin ölümünün üzerinden bir yıl bile geçmeden ailesini alıp İstanbul’a göçmüş, Fatih’e yerleşmişlerdi. Ahmet de orada büyümüş, ilk dört yılı Hacı Süleyman Bey İlkokulu’nda okumuştu. Bahçelievler’e taşınınca ilkokulu orada bitirmişti. Tekstil ve ticaretle uğraşan Mehmet bey de yıllar içinde işini büyükmüştü. Oğlunun işletme okuyup yardım etmesini istiyordu. Davutoğlu da Boğaziçi’nde önce İktisat bölümüne kaydoldu. İngilizce için bir yıl hazırlık okuması gerekti. Lisede ikinci dili olduğu için zorlanmadı. Yazın da bir ay kadar İngiltere’ye giderek pekiştirdi İngilizcesini. Mutlu olamadı İktisat bölümde. İlaveten bir de Siyaset Bilimi bölümüne girdi. Boğaziçi’nde iki bölümde okuma uygulaması yeni başlamıştı. İktisat bölümünü 1982’de bitirdi.


 Yine siyasi gruplara katılmadan okumayı sürdürdü. Düşünceler tarihine yoğunlaştı. Eflatun’dan Hegel’e kadar düşünce tarihini incelemek, Osmanlı-Türk ve İslam kültürünü içselleştirmesi sonucunu doğurdu. Düşünce tarihindeki yerini daha iyi kavradı. Sınıf arkadaşları arasında Adnan Büyükdeniz, Ethem Eldem ve Nuray Mert de vardı. Bu yıllarda konserlere, toplantılara, öğrenci etkinliklerine fazla zaman ayırmadı. Futbol ve güreş dışında bir sporla da ilgilenmedi. Zaten 12 Eylül dönemiydi, öğrenci hareketleri de durulmuştu.

ŞERİF MARDİN’İN YARDIMI

 Üniversite sonrasında hiç tereddüt etmeden “bilim adamlığı” planına devam etti. 1984’te Kamu Yönetimi bölümünde yüksek lisansa başladı. Doktorasını ise Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünde tamamladı. Öğretim üyeleri ile arası iyiydi. En çok da Prof. Dr. Şerif Mardin sevdi onu. Tez hocası oldu. 1986’da başladığı tezini daha bitirmeden özet bir makale olarak üniversitenin akademik dergisinde yayınlattı. Tezin yayınlanması Davutoğlu için büyük bir teşvik oldu. Birbiri ardına makaleler hazırladı. 1989 Kasım’ında iki teklif birden aldı. Teklifin biri Amerika’dan geliyordu diğeri Malezya’dan…

MALEZYA KÜLTÜRÜ ÇEKTİ

 Amerika’ya gitmek cazip gelmiyordu. Batı kültürünü yeterince tanıdığına inanıyordu. Malezya üzerinde duruyordu. Eksik kalan halkayı orada tamamlayabilirdi. Çin-Hint-İslam kültürü, Batı kültüründen nispeten uzak biçimde yaşanıyordu bu ülkede. Ama artık tek başına değildi. 1984’te evlenmiş, iki kızı olmuştu. Jinekolog olan Sare hanım ile dünyaya aynı gözlüklerle bakıyorlardı. Kızlarına isim koymayı eşine bırakmıştı Davutoğlu. Sare hanım da onu memnun etmişti seçimleriyle. 1986’da doğan ilk kızlarına Sefure, 1988’de doğan ikinci kızlarına Memnune adını vermişti. Davutoğlu’nun her iki annesine de değer veriyordu. Sare hanım, eşinin Malezya’ya gitme kararını da destekledi. Kızlarını da alıp 1990’ın ilk aylarında yola çıktılar. Kuala Lumpur’da, Çin mahallesinde bir ev tutup yerleştiler.

MALEZYA’DA DERS VERDİ 
İslam Konferansı Örgütü’nün kurduğu Uluslararası İslam Üniversitesi’nde Türkiye’den 15 kadar öğretim üyesi vardı. Daha sonra aralarına Yusuf Ziya Özcan da katılacaktı bu akademisyenlerin. Davutoğlu, bir hafta kadar sonra girdi ilk derse. Bir baktı, sınıf küçük bir Birleşmiş Milletler gibi. Sınıfın neredeyse yarısı Müslüman Malaylardan, kalanı da Çinli, Hint, Asyalı, Afrikalı öğrencilerden oluşuyordu. Her biri ayrı kültür havzasındandı. Fakat elindeki Sabine’in artık klasikleşen “Siyasi Düşünceler tarihi” kitabında onlar yoktu. Elindeki kitap Eflatun ile başlıyor, Aristo, Roma, Hıristiyanlık, Reform, Rönesans, Modern ideolojiler diye gidiyordu. İçinde Malaylar, Çinliler yoktu. Bunu yapamazdı. Oturdu, Konfiçyus’tan Taoizme, Hint ve tabii İslam kültürüne çalıştı. Onların yanına Osmanlı düşünürü Kınalızade’yi de ekledi ve yepyeni bir siyasi düşünce tarihi metni oluşturdu. Bu metin üzerinden verdi derslerini.

PARADİGMA’SINI HAZIRLADI
 Malezya tam istediği türden bir laboratuvardı onun için. Yerel kültürü tanımak için hiçbir fırsatı kaçırmıyordu. Yerel festivallerin hemen tamamına eşi ve kızlarıyla beraber gidiyordu. Hem ailece de gezmiş oluyorlardı. 1993’te doçent oldu. Önce 1994’te “The Civilizational Transformation and the Muslim World” (Medeniyetin dönüşümü ve Müslüman dünyası) kitabını yazdı. Ardından aynı yıl, doktora tezi olan “Alternative Paradigms”ı (Alternatif Paradigmalar) kitap olarak çıkardı. İki yıl için gitmişti ama dört yıl kaldıktan sonra 1995’te ayrıldı Malezya’dan. Türkiye’ye döndüğünde aynı dosyasıyla yeniden başvurdu, doçentlik ünvanını burada da aldı. Çok geçmeden Marmara Üniversitesi’nde göreve başladı. Üniversitede kadro sorunları vardı. Önce sosyal bilimler yüksek okulunda başladı, sonra uluslararası ilişkilere geçti.

GÜL İLE İLK TANIŞMASI 

1999’da profesör olduktan sonra da Beykent Üniversitesi’ne geçti. Yeni kurulmuş bir üniversiteydi Beykent. En çok yankı uyandıran kitabını da bu üniversitedeyken yayınladı. “Stratejik Derinlik” bir yıl içerisinde 13 baskı yaptı. Giderek akademik yaşamın dışında da aktif olmaya başladı. Harp Akademisi’nden MÜSİAD’a kadar birçok yerde konferanslar verdi. Abdullah Gül ile 1980’li yıllarda tanışmışlardı. Bir makalesi, Gül’ün ilgisini çekmiş, bunun üzerine tanışmışlardı. Aralarındaki dostluk, 1990’lı yıllarda Gül’ün, Suudi Arabistan’dan dönüşünden sonra oluştu. Daha sık görüşür oldular.

‘GÖLGE DIŞ İŞLERİ BAKANI’

 Tayyip Erdoğan ile de belediye başkanlığı öncesinde tanıştı. Fakat Gül’e daha yakındı. Devlet Bakanlığı sırasında ihtiyaç duyduğunda Gül’e yardımcı oldu. Danışmanlığı, Gül’ün 2002 sonrasında başbakan olarak hükümet kurmasıyla resmileşti. Davutoğlu, Başbakanlık Başdanışmanı olarak göreve başladı. Gül’ün önerisiyle dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in onayıyla büyükelçilik ünvanı aldı. Gül’ün Başbakanlığı Erdoğan’a devretmesinden sonra da görevine devam etti. Zaten onu Gül davet etse de sonra Erdoğan ile de biraraya gelmişler; o da daveti yinelemişti. Davutoğlu, o dönemde “gölge Dışişleri bakanı” gibi dış temaslarda etkili olmaya başladı.

DİPLOMASİ TRAFİĞİNİN ADAMI 

AB ile temaslardan, Kıbrıs müzakerelerine, Irak savaşına kadar hemen her alanda rol aldı. Göreve gelirken iki üç yıl sonra ayrılmayı planlıyordu. Yazmayı planladığı kitaplara yoğunlaşmayı, üniversiteye dönmeyi hayal ediyordu. 2007 seçimleri yaklaşırken milletvekili olmayı düşünmediği gibi ayrılmaya niyetlendi. Seçim sonrasında dosyalarını hazırlamaya da başladı. Ancak ayrılmasını ne Erdoğan uygun buldu ne de Gül. Hem PKK eylemlerinin artması nedeniyle aniden kendisini yeniden yoğun bir diplomatik trafik içinde buldu. Erdoğan’ın özel uçağıyla çeşitli ülkelere giden, hükümet adına resmi temaslarda bulunan, Türkiye diplomasi tarihinde örneğine rastlanmayan bir “Başdanışman” haline geldi.

TÜRKİYE’NİN KISSINGER’I
Cumhurbaşkanı ve Başbakanın dış temaslarının, ikili görüşmelerinin değişmez ismiydi artık. Görüşmelerin en özel anlarına bile katılıyordu. ABD, Avrupa ülkeleri bile büyükelçilikler, Dışişleri yerine çoğu zaman onun telefonu, maili üzerinden Türkiye ile temaslar yürütüyordu. Gelen mesajları sonradan Dışişleri’ne aktarıp kayda geçiriyordu.

Şam’da Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ile görüşme görevi MGK bildirisiyle duyuruluyordu. ABD Başkanı Obama gelmeden önce Washington’a gidip hazırlıkları da o yürütüyordu. Geldiği noktanın dikkat çekmesi ise Suriye, Filistin ve İsrail ile temasları sayesinde oldu. Hamas lideri Halit Meşal ile gizli görüşmesinin ortaya çıkması epey gürültü kopardı. Artık “Türk diplomasisinin Kissenger’ı”, “Gölge adam”, “İnce bir taktisyen” olarak tanımlanıyordu.

40 YIL AYNI EVDE OTURDU

İlginç ama ayrı bir ekibi hiç olmadı Davutoğlu’nun. Başbakanlıkta, yardımcısı ve eski öğrencisi Ali Sarıkaya, bir sekreteri ve şoförü vardı sadece. Cumhurbaşkanlığı-Başbakanlık-Dışişleri Bakanlığı üçlüsü ile koordinasyon halinde çalıştı hep. Askerler de analizlerine önem verdi. Amacı, Türkiye’yi “merkez ülke” yapmaktı. Bölgedeki uçan kuştan bile haberdar olmaya çalışıyordu.

Sonuç, 1.5 ay içinde 11 ülkeye gitmesiydi. Şubat sonundan itibaren Tanzanya, Kenya, İran, Irak, Çek Cumhuriyeti, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Katar ve Suriye’yi dolaşmıştı ve geziler aynı tempoda sürüp gidiyordu. 40 yıldır oturdukları Bahçelievler’deki evine çok az uğrayabiliyordu.

İSTANBUL'A DÖNÜŞ KARARININ ERTELENMESİ 

AK Parti’nin 2009 yılında yapılan kongresinde Merkez Karar Yönetim Kurulu’na girdi. Bülent Arınç ile birlikte delegelerinin verdiği geçerli bin 243 oyun tamamını alan iki isimden biriydi.
1 Mayıs 2009’da yapılan kabine değişikliği sırasında Ali Babacan’ın yerine dışarıdan atamayla Dışişleri Bakanlığı makamına getirildi. Haziran 2011'daki genel seçimde, AKP listesinden Konya milletvekili seçilerek parlamentoya girdi.


AKP'nin elde ettiği yüzde 50'ye yakın oy oranıyla büyük bir zafere imza attığı bu seçimden sonra kurulan Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki 61. Cumhuriyet Hükümetinde de Dışişleri Bakanlığı koltuğunu korudu.

ARAP BAHARI VE DAVUTOĞLU

Davutoğlu eliyle yürütülen dış politika Arap Baharı’na daha ilk gününden itibaren destek verdi. Arap Baharı’nı Ortadoğu’da halkların diktatörlüklere isyanı, kendi yöneticilerini kendi özgür iradesiyle seçme talebi, özgürlük ve refah arayışı olarak gördü ve destekledi. Bu sebeple farklı ülkelerde dile getirilen bu taleplere bu perspektiften yaklaştı.


Türkiye, bu dönemde Mısır’da ülkenin tarihinde ilk kez seçimle iktidara gelen Muhammed Mursi’ye tam destek verdi. Hüsnü Mübarek’e ‘artık çekil’ çağrısının yapılması dış politikada o zamana kadar alınan en riskli kararlardan biriydi. Erdoğan’ın ağzından yapılan bu çağrı Kahire’de Tahrir meydanındaki yüzbinlerce Mısırlı tarafından canlı olarak izlenmişti. Türkiye’nin seçilmiş yönetime destek politikası Mursi’nin darbeyle devrilmesinden sonra da devam etti ve darbeci yönetimle ilişkiler Mübarek dönemindeki gibi olmadı.


Özellikle 900 kilometrelik sınırı paylaştığı Suriye rejimini çok önceden bu taleplere sessiz kalmaması için uyarmaya başladı. Hem Erdoğan hem Davutoğlu, Beşşar Esed’i halkın reform taleplerini kulak ardı etmemesi için sekiz ay çaba harcadı. Bu süreçte en kritik görüşme Davutoğlu ile Esed arasında 9 Ağustos 2011'de yapılan 6.5 saatlik görüşmeydi.


O görüşme de sonuçsuz kalınca ipler koptu, Suriye’deki isyan dalgası iyice büyüdü. İsyanla birlikte rejimin karşı saldırılarıyla Suriye bir iç savaşa sürüklendi, ülke kan gölüne ve harabeye döndü. Milyonlarca Suriyeli ülkesine terk etmek zorunda kaldı, bir milyondan fazlası da Türkiye’ye sığındı.


Mısır ve Suriye politikaları özellikle Türkiye içinden çok sert eleştirilere uğradı. Türkiye’nin bölgedeki bütün ülkelerle ilişkilerinin neredeyse kopuk hale gelmesi üzerinden Davutoğlu’na yönelik olarak yıpratıcı bir kampanya yürütüldü.


Ancak Başbakan Erdoğan, bu politikanın arkasında durmaya devam etti. Türkiye’nin 2003 yılında "Irak’a Komşu Ülkeler Toplantıları"nı devreye sokmasıyla başlayan Ortadoğu’ya açılım politikaları geçen 12 yılda Türkiye’nin bölgedeki profilini yükseltti. Bu süreçte yaşanan 1 Mart tezkeresinin reddedilmesi, Davos’taki 'one minute' vak’ası ve İsrail’in Mavi Marmara gemisine yönelik saldırısından sonra yaşanan gelişmeler ve İsrail’in Türkiye’den resmen özür dilemesi bu profili daha da yükseltti.


Türkiye’nin Avrupa Birliği ile müzâkerelere başlaması, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne üye seçilmesi, İsrail ile Suriye arasındaki dolaylı görüşmeleri başlatması, İran ile Batı arasındaki nükleer görüşmelerde Brezilya ile birlikte devreye girip İran’ı uzlaşmaya razı etmesi, Hamas üzerinde etkili en önemli aktörlerden biri haline gelmesi de Ankara’nın Batı tarafından dikkatle izlenmesine yol açtı

AHMET DAVUTOĞLU'NUN ÖZET BİYOGRAFİSİ

26.2.1959 
26 Şubat 1959’da Konya’da doğdu. Ortaöğrenimini İstanbul Erkek Lisesinde tamamladı. 1983–84 eğitim öğretim yılında Boğaziçi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Ekonomi bölümlerinden mezun oldu. Boğaziçi Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümünde yüksek lisans, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünde de doktorasını yaptı. 

1990 yılında, Malezya International Islamic University’de yardımcı doçent unvanı ile çalışmaya başladı. Üniversitenin Siyaset Bilimi bölümünü kurdu ve 1993 yılına kadar bu bölümün başkanlığını yürüttü. 1993 yılında Doçentlik unvanını aldı. 1995–1999 yılları arasında Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde öğretim üyesi olarak görev yaptı. 1998–2002 yıllarında, Silahlı Kuvvetler Akademisi ve Harp Akademilerinde misafir öğretim üyesi olarak ders verdi. 

3 Kasım 2002 yılında yapılan genel seçimlerin ardından 58. Cumhuriyet Hükümeti döneminde, Başbakan Başmüşavirliği ve Büyükelçilik görevine atanan Davutoğlu, 59. ve 60. Cumhuriyet Hükümetleri döneminde de bu görevlerini sürdürdü. 

1999–2004 yılları arasında Profesör unvanı ile Beykent Üniversitesinde, üniversite yönetim kurulu üyeliği, senato üyeliği ve uluslararası İlişkiler bölümü başkanlığının yanısıra, Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde de misafir öğretim üyeliği yaptı. 

Dış politika konusunda Türkçe ve İngilizce kaleme aldığı çok sayıda eseri bulunmaktadır. Ayrıca eserleri Japonca, Portekizce, Rusça, Arapça, Farsça ve Arnavutça başta olmak üzere çeşitli dillere tercüme edildi. 

1 Mayıs 2009 tarihinde 60ncı T.C. Hükümeti’nin Dışişleri Bakanı olarak atandı. 

Evli ve dört çocuk babası olan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu İngilizce, Almanca ve Arapça bilmektedir 

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanları
60. Hükümet - II. Erdoğan Hükümeti
61. Hükümet - III. Erdoğan Hükümeti
1959 doğumlular
Taşkent, Konya doğumlular
Beykent Üniversitesi öğretim üyeleri
Boğaziçi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi mezunları
İstanbul Lisesi mezunları
Marmara Üniversitesi
Türk siyasal bilgiler akademisyenleri
Türk profesörler
Türk siyasetçiler
TBMM 24. dönem Konya milletvekilleri
Türkiye'nin büyükelçileri
Başbakanlık başmüşavirleri
Yaşayan insanlar
Akademisyen TBMM milletvekilleri
Adalet ve Kalkınma Partisi MKYK üyeleri

ABD,PKK,MGK,Çin,Şam,Irak,Roma,İran,Ordu,Hamas,İslam,Katar,Sabah,Kenya,Konya,Kitap,Aydın,Ülker,Mardin,Suriye,Avrupa,Kıbrıs,MÜSİAD,İsrail,Fransa,Almanya,siyaset,Anadolu,Marmara,Amerika,Malezya,Nilüfer,Tanzanya,Filistin,İstanbul,arabistan,jinekolog,İngilizce,İngiltere,Washington,Ömer Çelik,Murat Ülker,Başbakanlık,Bahçelievler,Tayyip Erdoğan,Çek Cumhuriyeti,Suudi Arabistan,Cumhurbaşkanlığı,Yusuf Ziya Özcan,Ahmet Necdet Sezer,Dışişleri Bakanlığı,Birleşmiş Milletler,Boğaziçi Üniversitesi

EVİN BAKANI SARE HANIM, BEN BAKILANIYIM!

Ahmet Davutoğlu ise eşi Sare Hanım'dan şu sözlerle bahsediyor:

"Evin her türlü bakanı Sare Hanım’dır. Ben evin sadece bakılanıyım."

AHMET BEY NE YAPARSA DOĞRU YAPAR!   

Son dönemde eşinin yurtdışı gezilerinde yanında bulunan Sare Davutoğlu, yıllar önce eşinin yükselen kariyeriyle ilgili şu yorumları yapmıştı:

"Ben şuna inanıyordum: Ahmet Bey ne yaparsa doğru yapar. Bugün de bu düşüncem değişmedi. Ahmet Bey nasıl benim seçimlerimin getirdiği zorluklara katlandıysa ve katlanıyorsa ben de onun seçimlerinin getirdiği zorluklara katlanıyorum. Hatta kendisini teşvik ediyorum. İçinde bulunduğumuz durum, bu dönemin gereğidir, diye düşünüyorum. Öğretim üyesiyken de, başdanışmanken de, şimdi de ülkemiz için, insanlık için, bizim için ve çocuklarımız için yararlı şeyler yapıyor. "

SARE DAVUTOĞLU'NUN EN ZOR GÜNLERİ

Sare Davutoğlu'nun bir eş ve anne olarak yaşadığı en zor dönem, 1988 yılında Ahmet Davutoğlu'nun doktora tezi için Mısır ve Ürdün'e gittiği dönemler olmuş.  İkinci kızının dünyaya gelmesinden 3.5 ay sonra yaşanan ayrılığı Sare Davutoğlu şöyle anlatıyor:

"En zor dönem oydu aslında bizim için. Henüz yolun başındaydık. Ben mecburi hizmetimi yapıyordum. İki küçük kızımız vardı ve babalarına ihtiyaç duyuyorlardı. Büyük kızımız her akşam iki saat: ‘Anne! Babam neden gitti?’ diye sorardı. O zaman, şimdiki gibi telefon ve internet imkanı yoktu. Haftada ya da 15 günde bir konuşurduk. Kızımız Sefure, her geçen uçağı gördüğünde ‘Babam bu uçakla geliyor,’ derdi."

            

Sare Davutoğlu 2009 yılında eşi TBMM'de yemin ederken ilk kez kameralar tarafından görüntülenmiş, durumdan rahatsız olmuş ve yüzünü kapatmıştı.

NEDEN GÖZÖNÜNDE DEĞİL?    

Ankara'da göz önünde bulunmayan, İstanbul'da ise gözlerden uzak bir hayat süren Sare Davutoğlu İstanbul-Ankara hattındaki yaşamıyla ilgili de geçmişte şunları söylemişti:

"Burası (Ankara) konforlu gibi görünüyor olabilir ama burada kendinizin yönetemediği süreçlerin içerisinde bulunmak zorundasınız. Bir de her ne kadar istemeseniz de tanınır hale geliyorsunuz. Ahmet Bey nasıl İstanbul’daki evimizi sığınak olarak görüyorsa ben de İstanbul’a gidince kendimi rahat ve özgür hissediyorum. Bildiğim ve hakim olabildiğim bir ortamda bulunduğumu düşünüyorum."

AHMET DAVUTOĞLU'NUN EN ÇOK SEVDİĞİ ŞEY! 

Sare Davutoğlu aile yaşamı ve eşi hakkında da şunları anlatmıştı:

"Arabayla seyahate çıkmayı çok severiz. Arabayı Ahmet Bey kendisi kullanır. Çocuklarla beraber şarkılar söyleriz.

Ahmet Bey’in evde yapmaktan hoşlandığı tek iş kitap kolisi açıp onları yerleştirmektir. Müthiş bir zevk alır ve yıllar sonra bile o kitabının yerini değiştirdiğimizde fark eder. ‘Benim çocukların yerlerini değiştirmişsiniz’ der. Bir tek peynirli yumurta yapar ama onu da çok iyi yapar.

BİR KEZ ÖFKELİ GÖRDÜM

Evliği boyunca eşi Ahmet Davutoğlu'nu bir kez öfkeli gördüğünü söyleyen Sare Davutoğlu "O da İsrail’in Mavi Marmara saldırısından sonra BM’de konuşma yaparken" dedi.

"Ahmet Bey’i tanıyan herkes çok sever. Kimsede durmayan çocuklar bile onda durur. Öyle pozitif bir enerjisi vardır, sağ olsun.

Çok önem verdiğiniz, değer verdiğiniz, ülkemiz için yapmak istediğiniz bazı şeyler bazılarının hoşuna gitmeyebilir. Ama Ahmet Bey öyle bir insandır ki sivrisinek falan görünce ‘Sare Hanım, gel öldür,’ der. Ötesini söylemeyeceğim."

 

 

 

 

 

ahmet davutoğlu kimdir davutoğlu aslen nereli davutoğlunun eski soyadı sare davutoğlu kimdir haberi haberleri
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Tanju Çolak'ın eşi Aysu Çolak kimdir kaç yaşında?
Tanju Çolak'ın eşi Aysu Çolak kimdir kaç yaşında?
Beşiktaş maçı saat kaçta hangi kanalda yayınlanacak? Dinamo Kiev- Beşiktaş maçı bu akşam 22.45'te  TRT'de..
Beşiktaş maçı saat kaçta hangi kanalda yayınlanacak? Dinamo Kiev- Beşiktaş maçı bu akşam 22.45'te TRT'de..